UŞAK DEĞİLİZ, GAZETECİYİZ!
Ben gazetecilik üzerine ne yazmayı severim ne de konuşmayı.
Boş çene çalacağıma işimi yapmayı tercih eder, geçer giderim.
Aslında ben çok ‘Ben’li cümlelerde kurmayı sevmem.
Çünkü benim nazarımda ‘Ben’le başlayan her cümle leş gibi ego kokar.
Ancak uzun süredir gözlemlediğim ve yaşadığım olaylarla gelişmeler beni bu yazıyı yazmaya mecbur bıraktı.
Yazıyı ben yazıyorum ama söylediğim her şeyin ‘Biz’i yani Bartın Eksen Medya’yı ve benle birlikte onu oluşturan Yazı İşleri Müdürümüz Eren Sarıkaya’yı da kapsıyor.
Bunu hazmeden ya da hazmedemeyen herkes çok iyi bilsin ki biz lafta, işin havasında civasında, vur boş tenekeye ses gelsin cinsinden gazeteciler değiliz.
Her şeyden önce bizim iş tanımımız içerisinde ‘kamu hizmeti’ vermek yer alır. Bu yüzden işimizi yaparken bu hizmeti veren diğer kamu görevlilerinden hiçbir farkımız yoktur.
İşimizin ilk ve en temel görevide ister kamu adına isterse halk adına olsun haber yapmaktır.
İlimiz, ülkemiz ve halkımız adına yapılan her güzel iş veya hizmetin destekçisi olduğumuz gibi yapılan her yanlışın karşısında durup onu en başta hukuk sonrada saygı çerçevesini aşmadan eleştirmek bizim işimizin en doğal parçası.
Gel görkü Bartın’da son dönemlerde bürokratından siyasetçisine, iş adamından protokolüne kadar bize karşı ‘haddini aşmak’ hastalık seviyesinde bir alışkanlık olmuş.
Olumlu, iyi, güzel haber yaptık mı haberde konu olan kişi, kurum ya da kuruluş için bizden alası yok.
Hemen “Basınımızın güzide temsilcileri.”
Ama ister yorum, ister iddiaya göre, ister birinin açıklaması, ister köşe yazısı olsun olumsuz haber yaptık mı ya da eleştiri yaptık mı bizden kötüsü yok.
Yol yordam, usul erkan, yer mekan gözetmeden rüştünü ispatlayamamış 18 yaş altındaki çocuklar gibi ulu orta herkesin içinde laf soktuğunu zannedenler mi dersin…
‘Görmemişin oğlu olmuş tutmuş şeyini’ koparmış hesabı sosyal medyada ‘tetikçi’, ‘menfaatçi’, ‘kalemşör’ diyip efelik taslarken bizi gördüğü yerde diş hekimine 32 dişini gösterir gibi sırıtıp selam verenler mi dersin…
Olayı kendimiz yaşamımıza ya da haberin belgesini koymamıza rağmen kuyruğuna basılmış sıçanlar gibi hemen kamera karşısına geçip ‘Yalan’, ‘İftira’, ‘Asılsız haber’ diye ciyaklayanlar mı dersin…
Sanki olayı yapıp haberlere konu olana kadar psikolojisi bozulmayıp biz haberi yapınca aniden psikolojisi bozulup ‘haberi kaldırır mısınız?’ diyenler mi dersin…
İstediklerini yaptıramayınca ya da haberin altından kalkamayınca sanki hukuk sadece onlar için varmış gibi yargıyı demoklesin kılıcı gibi kullanmaya çalışıp ‘mahkemeye vereceğiz’ adı altında üstü kapalı üzerimizde korku yaratmaya çalışanlar mı dersin…
Hayırdır beyler, bayanlar ne oluyoruz?
Sizin karşısınızda maaşlı çalışanınız yok.
Sizin karşısınızda emir eriniz yok.
Sizin karşısında hele hele uşağınız hiç yok.
Biz bütün bunlara bugüne kadar sesimizi çıkarmadıysak ya da usulünce cevap verdiysek bu mevkinize, makamınıza, yaşınıza, başınıza duyduğumuz saygıdandır.
Saygıyla susmayı, lafla, korkuyla ya da aracıyla susturmaya çalışmakla karıştırmayın.
Hele sizlere yalakalık ya da yandaşlıkla hiç karıştırmayın.
Usulünce verdiğimiz cevaplardan da bizleri bastırdınız, korkuttunuz ya da sindirdiğiniz anlamlarınıda çıkarmayın.
Biz yazdığımız her şeyi, söylediğimiz her sözü önce sizin gözetmediğiniz ancak bizim göz bebeği gibi baktığımız ilimizin hassas dengelerini, hak ve özgürlükleri, kanun ile nizamı korumaya çalışarak zaten fazlasıyla yapıyoruz.
İyi ve güzel olanı yaptığınızda biz sizi takdir etmeyi biliyorsak sizde biz eleştirdiğimizde mesleğimize, kişiliğimize saygı gösterip o şekilde cevap hakkınızı kullanmayı bileceksiniz.
Biz hata yaptığımızda erdemlice kalkıp özür dileyebiliyorsak sizde hata yaptığınızı söylediğimizde ‘düşünen adam’ heykeli misali azıcık hatalarınız ve yanlışlarınız üzerinde düşünüverin.
Birde bugünlerde yeniden hortlayan eskinin modası bir durum daha var.
Bir haber yapıyoruz, herkesin derdi haberden çok haber kaynağı.
‘Haberin kaynağı kim?’ ‘Size bu haberi kim verdi?’
Haberde yer yerinden oynamış, habere konu olanlar yaptıklarından utanmamış, her şey ve herkes sütten çıkmış ak kaşık, tek derdimiz haberin kaynağı olmuş.
Basın Kanununda bile gazeteciler ‘Haber kaynağını belirtmek zorunda değildir’ diyerek koruma altına alınmış bir meslek grubu.
Milletvekilleri, hekimler nasıl yemin ederek işlerine başlıyorsa aslında haber kaynağının gizliğinin korunması bizimde bir yeminimiz sayılıyor.
Bir savcı herhangi bir dava için gizlilik kararı aldığında bizler o karara uyup nasıl daha haber yapamıyorsak bizede haber kaynağı sorulamaz.
Haber kaynağını çok merak edenler varsa yaptıkları işi bıraksın.
Gelsin bizim gibi gazeteci olsun.
Bizim kimseye kastımız, düşmanlığımız, yandaşlığımız, yalakalığımız yok.
Bizim hatırımız, gönül borcumuz bir de sabrımız var.
O da haddinizi bilene kadar!